“Şimdi sana babanın neden yıllardır bu sırrı saklamama yardım ettiğini anlatacağım. Ama önce bilmen gereken bir şey var… Tamer senin sandığın kişi değil.” Annem bu cümleyi söylediğinde odanın içindeki hava bir anda ağırlaşmış gibi geldi. Gözlerim hâlâ sol kolundaydı. Dirseğinin biraz altında, teninin üzerinde koyu kahverengi, küçük ve kusursuz bir hilale benzeyen bir işaret vardı. O işareti daha önce görmüştüm. Ama annemin kolunda değil. Babamın çalışma odasında. Duvarın üst rafında duran eski, gümüş renkli bir çakmağın üzerinde aynı hilal vardı. Çocukken o çakmağa dokunmam kesinlikle yasaktı. “Bu…” dedim güçlükle. “Babamın çakmağındaki işaret.” Annem başını yavaşça salladı. “Evet.” “Ne demek bu?” Figen bir süre konuşmadı. Sanki yıllardır içine gömdüğü kelimeleri hangi sırayla çıkaracağını bilmiyordu. Sonra elimi tuttu. “Tamer senin öz baban değil.” Nefesim kesildi. Bir an gerçekten yanlış duyduğumu sandım. “Ne?” “Bunu sana böyle söylemek istemezdim.”
Elimi onunkinden çektim. “Hayır. Az önce ne dedin?” Annemin gözleri doldu. “Tamer seni üç yaşından beri büyüttü. Ama seni dünyaya getiren adam o değil.” Ayağa kalktım. Odanın içinde birkaç adım attım. Bütün hayatım boyunca “babam” dediğim adamın yüzü zihnimde dönüp duruyordu. Bisiklete binmeyi bana o öğretmişti. İlk okul günümde elimden o tutmuştu. Ateşlendiğim gecelerde başucumda o beklemişti. “Peki benim babam kim?” Annemin bakışları kolundaki işarete kaydı. “Adı Selçuktu.” “Öldü mü?” Cevap vermedi. Bu sessizlik cevaptan daha kötüydü. “Anne?” “Bilmiyorum.” Mideme bir ağrı saplandı. “Nasıl bilmiyorsun?” Figen yatağın kenarına biraz daha çöktü. “Çünkü on yedi yıldır onu görmedim.” Sonra hikâyeyi anlatmaya başladı. Ben doğmadan yıllar önce annem İzmir’de küçük bir muhasebe bürosunda çalışıyormuş. Selçuk’la orada tanışmış. Selçuk dışarıdan bakıldığında son derece düzgün, nazik ve etkileyici bir adammış. Ama zamanla annem onun başka insanlarla gizli işler çevirdiğini fark etmiş. Kaçakçılık değil. Uyuşturucu değil. Daha garip bir şey. Sahte kimlikler, sahte şirketler ve insanların üzerlerine geçirilmiş borçlar. Selçuk insanların isimlerini kullanarak paravan şirketler açıyor, borç bırakıyor ve ortadan kayboluyormuş. Annem bunu öğrendiğinde bana hamileymiş. “Ondan ayrılmak istedim,” dedi annem. “Ama izin vermedi.” “Bana zarar mı verdi?” Annem bir an durdu. “Bana vurmuyordu. Ama insanı korkutmanın tek yolu vurmak değildir.” Bunu söylerken sesi titredi. Selçuk annemi tehdit etmeye başlamış. Polise giderse beni elinden alacağını söylemiş. Annemin ailesinin başına bir şey geleceğini ima etmiş. Bir gece annem kaçmaya karar vermiş. Tam o sırada Tamer ortaya çıkmış. “Babam onu tanıyor muydu?” “Evet.” Bu kez annemin yüzü daha da ciddileşti gorsele do'kunun diger bölüm sonraki sayfda...