Gece yarısını vurduğunda evin içindeki tüm sesler çekilir, geriye yalnızca mutfak saatimizin o tekdüze tıkırtısı ve pencerelere vuran rüzgârın fısıltısı kalırdı. Tam üç aydır, saat on ikiyi gösterdiği her gece aynı şey tekrarlanıyordu. Kaan’ın adımları koridorda belirir, yatak odasının aralık kapısından süzülen loş ışık tenime vururken kalbimin göğüs kafesimi zorlayan çarpıntısı başlardı. Bir kadının evliliğinde en çok arzuladığı şey, eşinin gözlerinde o sönmeyen ateşi ve koşulsuz dikkati görmektir derler. Ama bu ateş, her gece aynı saatte kontrol edilemez bir fırtınaya dönüştüğünde, içinizi kaplayan o karşı konulmaz çekim hissiyle ürperti birbirine karışırdı. Yatağın kenarına oturduğumda gölgeler birbirine geçerdi. Kaan odaya girer, kapıyı sessizce kapatıp kilitlerdi. O an aramızda konuşulmayan, adeta havayı kalınlaştıran bir gerilim asılı kalırdı. Gözleri üzerimde dolaşırken, bakışlarındaki yoğunluk nefesimi keserdi. Bana yaklaşır, parmak uçları boynumun kenarından omzuma doğru usulca kayardı. Tenimin alev aldığını hissederdim ama aynı zamanda içimde düğümlenen o büyük sorunun ağırlığıyla sarsılırdım: Bu gece yine mi aynısı olacaktı? “Bana söz vermiştin Selin,” derdi fısıltıyla. Sesi öyle derinden ve öyle talepkâr gelirdi ki, reddetmek mümkün olmazdı. “Her şeyi geride bırakacaksın. Zihnindeki tüm kilitleri açacaksın.” Her gece benden bunları istiyordu; sınırları zorlayan, beni benliğimin en savunmasız, en gizli köşelerine kadar soyan o ritüelleri. Başlarda bunun sıradan bir arzu oyunu, evliliğimizin üçüncü yılında kaybettiğimiz o taze kıvılcımı yeniden yakalama çabası olduğunu sanmıştım. Fakat günler geçtikçe bu istekler öyle bir hal almıştı ki, gün boyu zihnim sadece geceye kilitlenir olmuştu. İşteyken bile aklıma gelen tek bir bakışı, ellerimin titremesine, kalbimin sebepsizce hızlanmasına yetiyordu. Ne yapmam gerektiğini, bu fırtınanın bizi nereye sürüklediğini kestiremiyordum. O gece, diğerlerinden çok daha ağırdı hava. Dışarıda yağmur sağanak halinde yağıyor, camları dövüyordu. Kaan yanıma geldi, dizlerinin üzerine çöktü ve ellerimi ellerinin arasına aldı. Avuçlarının sıcaklığı parmaklarımdan bütün bedenime yayıldı. Gözlerini gözlerimden bir an olsun ayırmadan, o her gece tekrarladığı talebini fısıldadı: “Bu gece sonuna kadar gideceğiz. Hiçbir şeyi saklamayacaksın. Benden sakladığın, en çok korktuğun o gerçeği bu gece masaya koyacaksın.”
Eşimin Benden Her Gece İstediği
Gece yarısını vurduğunda evin içindeki tüm sesler çekilir, geriye yalnızca mutfak saatimizin o tekdüze tıkırtısı ve pencerelere vuran rüzgârın fısıltısı kalırdı. Tam üç aydır, saat on ikiyi gösterdiği her gece aynı şey tekrarlanıyordu. Kaan’ın adımları koridorda belirir, yatak odasının aralık kapısından süzülen loş ışık tenime vururken kalbimin göğüs kafesimi zorlayan çarpıntısı başlardı. Bir kadının evliliğinde en çok arzuladığı şey, eşinin gözlerinde o sönmeyen ateşi ve koşulsuz dikkati görmektir derler. Ama bu ateş, her gece aynı saatte kontrol edilemez bir fırtınaya dönüştüğünde, içinizi kaplayan o karşı konulmaz çekim hissiyle ürperti birbirine karışırdı. Yatağın kenarına oturduğumda gölgeler birbirine geçerdi. Kaan odaya girer, kapıyı sessizce kapatıp kilitlerdi. O an aramızda konuşulmayan, adeta havayı kalınlaştıran bir gerilim asılı kalırdı. Gözleri üzerimde dolaşırken, bakışlarındaki yoğunluk nefesimi keserdi. Bana yaklaşır, parmak uçları boynumun kenarından omzuma doğru usulca kayardı. Tenimin alev aldığını hissederdim ama aynı zamanda içimde düğümlenen o büyük sorunun ağırlığıyla sarsılırdım: Bu gece yine mi aynısı olacaktı? “Bana söz vermiştin Selin,” derdi fısıltıyla. Sesi öyle derinden ve öyle talepkâr gelirdi ki, reddetmek mümkün olmazdı. “Her şeyi geride bırakacaksın. Zihnindeki tüm kilitleri açacaksın.” Her gece benden bunları istiyordu; sınırları zorlayan, beni benliğimin en savunmasız, en gizli köşelerine kadar soyan o ritüelleri. Başlarda bunun sıradan bir arzu oyunu, evliliğimizin üçüncü yılında kaybettiğimiz o taze kıvılcımı yeniden yakalama çabası olduğunu sanmıştım. Fakat günler geçtikçe bu istekler öyle bir hal almıştı ki, gün boyu zihnim sadece geceye kilitlenir olmuştu. İşteyken bile aklıma gelen tek bir bakışı, ellerimin titremesine, kalbimin sebepsizce hızlanmasına yetiyordu. Ne yapmam gerektiğini, bu fırtınanın bizi nereye sürüklediğini kestiremiyordum. O gece, diğerlerinden çok daha ağırdı hava. Dışarıda yağmur sağanak halinde yağıyor, camları dövüyordu. Kaan yanıma geldi, dizlerinin üzerine çöktü ve ellerimi ellerinin arasına aldı. Avuçlarının sıcaklığı parmaklarımdan bütün bedenime yayıldı. Gözlerini gözlerimden bir an olsun ayırmadan, o her gece tekrarladığı talebini fısıldadı: “Bu gece sonuna kadar gideceğiz. Hiçbir şeyi saklamayacaksın. Benden sakladığın, en çok korktuğun o gerçeği bu gece masaya koyacaksın.”
YORUMLAR