“Benim Annemin Adı Nermin Kara’ydı”
Kasiyer Ece sabırsızca, “Hangisini çıkaracağız?” der gibi baktı. Sevgi Hanım eliyle yoğurdu tuttu. İçinden “Bunu da çıkarırım,” diye geçirdi; çünkü torununa bir şeyler götürmek istiyordu ama kasada daha fazla küçük düşmek istemiyordu.
Tam o anda Kaan Yalçın cüzdanını çıkardı.
“Gerek yok,” dedi tok bir sesle. “Hepsini geçirin. Ben ödüyorum.”
Kasiyer bir an durdu. “Efendim?”
“Hepsi,” dedi Kaan netçe. Kartını kasanın üstüne bıraktı.
Sevgi Hanım donup kaldı. “Aman beyim… olur mu öyle şey…” diye fısıldadı.
Kaan bu kez daha sert ama kontrollü konuştu:
“Olur. Burada kadın utanıyor, siz ses yükseltiyorsunuz. Geçirin.”
Ödeme onaylanınca Kaan kartını aldı, Sevgi Hanımın yüzüne baktı.
“Torununu sevindir,” dedi. “Gofreti de al.”
Sevgi Hanımın boğazı düğümlendi. “Allah razı olsun,” diyebildi sadece.
Ama Kaan’ın yüzünde garip bir ifade vardı. Yardım etmiş olmanın huzuru değil; sanki yıllardır içinde tuttuğu bir şeye dokunulmuş gibi… Kaşları çatık kaldı.
“Adınız ne?” diye sordu.
“Sevgi,” dedi kadın. “Sevgi Kara.”
Kaan’ın bakışı bir an değişti.
“Kara…” diye tekrar etti.
Sonra hiç beklenmedik bir şekilde, “Eviniz yakın mı?” dedi.
Poşetlerin bir kısmını yanındaki adama aldırdı. Sevgi Hanım itiraz etmeye çalıştı ama Kaan kararlıydı:
“Taşırsınız, biliyorum. Ama taşımanız gerekmiyor.”
İki sokak yürüdüler. Apartmanın önünde Kaan durdu.
“Torununuz kaç yaşında?” diye sordu.
“On,” dedi Sevgi Hanım. “Ali.”
Kaan başını salladı. Sonra bir soru sordu; havada buz gibi asılı kaldı:
“Başka torununuz var mı?”
Sevgi Hanım şaşırdı. “Yok,” dedi. “Sadece Ali. Zaten bir kızım var, o da tek çocuk.”
Kaan’ın gözleri Sevgi Hanımın yüzüne kilitlendi.
“Emin misiniz?” dedi.
“Nasıl yani?” diye fısıldadı Sevgi Hanım.
Kaan nefesini toparladı, sesi alçaldı:
“Sevgi Hanım… benim annemin adı… Nermin Kara’ydı.”
Sevgi Hanımın dünyası bir an durdu.
“Nermin…” dedi. “Nermin Kara… benim kız kardeşimdi.”
Kaan’ın yüzü gerildi.
“Demek siz… teyzemsiniz,” dedi.
Sevgi Hanım titreyerek sordu: “Nermin nerede? Yaşıyor mu?”
Kaan’ın bakışları sertleşti.
“Annem on iki yıl önce öldü,” dedi. “Ben bazı şeyleri çok geç öğrendim. Sizden de hiç söz etmedi.”
Sevgi Hanımın gözleri doldu. “Bilmiyordum,” dedi. “Yıllar önce küstük. Adresini kaybettim… Gurur yaptım…”
Kaan’ın sesi ağırlaştı:
“Peki,” dedi. “Bana şunu söyleyin… Annemin başka çocuğu var mıydı?”
Cebinden telefonunu çıkardı, bir fotoğraf gösterdi: genç bir çocuk… yüz hatlarında tuhaf bir tanıdıklık.
“Adı Emir,” dedi Kaan. “Bir iz buldum. Ama emin değilim.”
Sevgi Hanım fotoğrafa baktı ve içi ürperdi. Burun, kaş, bakış…
Bir şey tanıdı.
Tam o sırada kapı açıldı. İnce bir ses duyuldu:
“Anneanne! Geldim!”
Ali içeri girdi, salonda Kaan’ı görünce durdu.
“Kim bu?” dedi.
Kaan çocuğa baktı. Bir an yutkundu.
“Ben Kaan,” dedi.
Ali başını yana eğdi. “Komşu musun?”
Kaan bir saniye sustu.
“Belki,” dedi. “Belki… daha fazlası.”
Sevgi Hanımın boğazı yeniden düğümlendi. Kaan’ın gözleri duvardaki eski bir fotoğrafa takıldı: genç bir kadın… Nermin.
“Annem,” dedi kısaca.
Ve Sevgi Hanım, yıllardır açmaya cesaret edemediği bir şeyi hatırladı.
Dolabın en üstünde duran, sararmış bir zarf…
“Mektup,” dedi titreyerek. “Nermin giderken bir mektup bırakmıştı. Ben hiç açmadım.”
Kaan dönüp baktı.
“Getirin,” dedi.
Sevgi Hanım zarfı uzattı. Kaan açtı. İlk satırı okur okumaz yüzü değişti.
Çünkü mektupta şunlar yazıyordu:
“Sevgi… Eğer bir gün Kaan sana gelirse bil ki yalnız gelmeyecek. Çünkü Kaan’ın bir kardeşi var. Adı Emir…”
Kaan başını kaldırdı.
“Gerçekmiş,” dedi.
O an marketteki birkaç liralık eksik, bir ailenin yıllardır saklı kalan gerçeğine dönüşmüştü.
Ve Kaan Yalçın, ilk kez parayla çözülemeyen bir şeyle yüzleşiyordu: geçmiş.