Benim adım Elif.
90 yaşındayım.
Rahmetli eşimle üç çocuk büyüttük.
Yıllarca düşen dizleri sardım, gecelerce hasta başında bekledim.
Bunların bir aileyi bir arada tutmaya yeteceğini sanmıştım.
Yanılmışım.
Eşimden sonra ev daha da sessizleşti.
Kalabalık sofralar, anılara dönüştü.
Bir pazar günü mutfak masasında oturup bir defter açtım.
Bir plan yaptım.
Her torunuma, ayrı ayrı, 2 milyon TL’lik miras sözü verdim.
Ama tek bir şartla:
Her hafta beni ziyaret edeceklerdi.
Ve bu anlaşma kimseyle paylaşılmayacaktı.
Hepsi kabul etti.
Farklar Kısa Sürede Ortaya Çıktı
Ziyaretleri farklı günlere ayarladım.
Kimse kimseyle karşılaşmadı.
Bazıları geldi.
Ama saatlerine baktı.
Telefonlarıyla oynadı.
Hızla gitmek istedi.
Sadece biri farklıydı.
Suna.
Ne kadar yorgun olursa olsun gelirdi.
Dinlerdi.
Sorular sorardı.
Gerçekten oradaydı.
Üç ay boyunca her şeyi izledim.
Notlar aldım.
Sonra hepsini aynı gün evime çağırdım.
Gerçek
“Size bir şey itiraf etmem gerekiyor,” dedim.
“Size yalan söyledim.”
Ortada milyonlar yoktu.
Öfkelendiler.
Bağırdılar.
Kapıyı çarpıp gittiler.
Hepsi.
Suna hariç.
O yanıma oturdu, elimi tuttu.
“Babaanne, iyi misin?” dedi.
İşte o an kararımı verdim.
Gerçekten param vardı.
Ama kimin gerçekten umursadığını görmek istemiştim.
Vasiyetimi değiştirdim.
Tüm birikimimi, Suna’nın çocukları adına bir vakfa devrettim.
Son
Suna hâlâ her pazartesi geliyor.
Artık zorunda olduğu için değil.
İstediği için.
Çünkü sevgi,
parayla ölçülmez.