Ayakkabıcının elindeki para değil, gözlerindeki saf iyilik vardı; küçük Elif’e verdiği o parayla onun okul harcını kapatmış, usul usul evine dönmüştü. Günler sonra sokakta, yaşlanmış elleriyle tezgâhına oturduğunda cebinde neredeyse hiç para kalmamıştı ama içi garip bir huzurla doluydu — “En azından bu gece o rahat uyuyacak,” demişti kendi kendine. Yıllar geçti; tezgâh eskidi, saçları ağardı, kimse adını sormadı; herkes ona sadece “ayakkabıcı amca” dedi. Sonbaharın soğuk bir sabahında ise siyah bir araba durdu ve içinden inen kadın ona doğru yürüdüğünde ayakkabıcı hiç beklemediği bir karşılaşmayla yüzleşti: “Ben Elif’im — o gün okul paramı kaybetmiştim…”
