Kayınvalidem Leman, yüzüme tükürürcesine bağırdı. Kollarımda daha on günlük olan ikiz kızlarım vardı; ince battaniyelerine gömülmüş, minik bedenleri titriyordu. İstanbul’un lüks sitesinin girişinde kar taneleri savruluyor, gece sanki daha da keskinleşiyordu. Nefesim buğulanıp yüzüme geri dönüyordu; içimde uzun zamandır bastırdığım bir irade uyanıyordu.
Telefon ekranında yalnızca bir isim vardı: Kadir. Hemen aradım; sesinde ilk başta uykunun izleri vardı ama kısa sürede ciddileşti. “Aracı gönder. Güvenliği hazırla,” dedim sakin ama kararlı bir tavırla. İkizleri sıkıca sarıp, onları sıcaklığa ulaştıracağımı fısıldadım: “Artık kimse bizi kapıdan kovamayacak.”
Kısa süre sonra site girişinde ışıklar belirdi; bir konvoyla gelen araçlar, siyah paltolu güvenlikler… Bu, sıradan bir gece yolculuğu değildi. Kapıya yaklaştığımda kapı aralandı; Burak’ın, Leman’ın yüzündeki şaşkınlığı ve öfkeyi gördüm. Onlara, bu gece dilenmeye gelmediğimi, sahip olduğum şeyi geri almaya geldiğimi söyledim.
Aramızdaki gerginliği bozan, Kadir ile birlikte inen hukuk direktörümüz Aslı oldu. Elinde belgelerle kapının eşiğinde dururken odadaki atmosfer değişti: Sessizlik, yerini hatırlatmaya ve hesap sormaya bıraktı. Ben içeride yer istemedim; dışarıda, far ışıklarının altında, hakkımı teslim alacak süreç başlamıştı.
Önemli: Bu sayfa, olayın duygusal ve yüzeysel gidişatını aktarıyor. İkinci sayfada tüm ayrıntılar, belgeler, tarafların tepkileri ve sonuçlar eksiksiz anlatılacak.
