Küçük Bir Ayrıntı, Büyük Bir Gerçek
Kızım ve eşi neredeyse on yıl boyunca çocuk sahibi olmayı denedi. Doktorlar, tedaviler, umutlar…
Evleri sessizdi. O ağır sessizlikten.
Kızımı bazen pencere önünde otururken izlerdim. Ağlamazdı. Ama orada da olmazdı. Sanki bir şeyin olmasını bekliyordu ama ne olduğunu bilmiyordu.
Bir akşam telefonum çaldı. Sesi titriyordu.
“Anne,” dedi, “evlat ediniyoruz.”
Elimdeki tabak lavaboya düştü. Kırıldı. Ama ben hissetmedim bile. O an sadece şunu düşündüm: Hayat nihayet bize de bir kapı aralamıştı.
Ben’i ilk kucağıma aldığımda ağlamadı. Sadece gözlerimin içine baktı. Sonra parmağımı tuttu.
O an anladım: Kan bağı değil, bağ önemliydi.
Dört yıl sonra kızımı ve eşini bir trafik kazasında kaybettik.
Bir telefon… Ve her şey bitti.
64 yaşında yeniden anne oldum.
Pazarda çiçek ve sebze satarak geçiniyorum. Akşamları örgü örüyorum. Kolay değil ama evimiz sıcak. Sevgi eksik değil.
O gün Ben’in diş randevusu vardı. Büyük koltukta otururken elimi bırakmadı.
Çok cesurdu.
Çıkışta ona küçük bir sürpriz yapacağımı söyledim.
“Sıcak çikolata?” diye sordu umutla.
Yakınlardaki şık bir kafeye girdik. Beyaz fayanslar, dizüstü bilgisayarlar, sessizlik…
Biz oraya ait değildik ama kimseyi rahatsız etmeyecektik.
Ben kremayı burnuna bulaştırınca güldük.
Sonra bir adam dilini şaklattı.
“Çocuğu kontrol edemiyor musunuz?” dedi.
Yanındaki kadın gözünü bile kaldırmadan,
“Bazı insanlar bazı yerlere ait değil,” diye ekledi.
Ben’in gülüşü söndü.
“Büyükanne, bir şey mi yaptık?” diye fısıldadı.
Tam o sırada garson geldi. Sesi yumuşaktı ama mesaj netti.
“Belki dışarıda daha rahat edersiniz.”
Toparlanıyordum ki Ben koluma yapıştı.
“Gitmeyelim,” dedi.
“Niye?” diye sordum.
Cevap vermedi. Sadece arkamı işaret etti.
“Onun da benimki gibi bir ben’i var,” dedi.
Garsonun yüzüne baktım.
Sol yanağında, Ben’inkiyle aynı yerde, aynı renkte küçük bir ben…
Bir an içimden bir şey geçti. Yüz hatları… Bakışı…
Sanki Ben’in yüzünden bir parça ona yansımıştı.
Fatura geldiğinde durumu hafife almaya çalıştım.
“Torunum beninizi fark etti,” dedim.
Garson Ben’e baktı. Uzun uzun.
Gözlerinde bir şey belirdi… Tanıdık bir acı gibi.
Dışarı çıktığımızda soğuk yüzümüze vurdu. Ben’in montunu kapatırken arkamdan hızlı adımlar duydum.
Bir ses titreyerek seslendi:
“Hanımefendi… bir dakika…”
Hayat bazen büyük gerçekleri,
en küçük ayrıntılarla önümüze koyar.