Hayatım hiç kolay olmadı.
Oğlum üç yaşındayken kocam bizi terk etti.
İki işte çalıştım. Yıllarca kendimden vazgeçtim.
Parlak renklerden uzak durdum.
Görünmez olmayı öğrendim.
Ta ki Clarence’a kadar.
Nazik, sessiz, yargılamayan bir adamdı.
Onunla birlikteyken sadece “anne” ya da “fedakâr kadın” değildim.
Sadece Darla’ydım.
Evlilik teklif ettiğinde tereddüt etmedim.
Ve ne giyeceğimi de biliyordum.
Pembe.
Düğün günü aynaya baktığımda, yaşını saklayan bir kadın görmedim.
Kendini yeniden kazanan bir kadın gördüm.
Konuklar elbiseyi övdü.
Işıldadığımı söylediler.
Sonra Catalina geldi.
Yüksek sesle, alaycı bir yorum yaptı.
Salon sessizleşti.
Ve o an oğlum Wells ayağa kalktı.
Anlattı.
İki işte çalıştığımı…
Ertelenen hayallerimi…
O elbisedeki her dikişin cesaret olduğunu…
Sonra şunu söyledi:
“O pembe elbise utanç değil.
O güç.
Ve ben her zaman annemin yanında olacağım.”
Salon alkışlarla doldu.
Catalina sustu.
O gece büyülüydü.
Clarence elimi tuttu ve “Hiç bu kadar güzel görünmemiştin,” dedi.
Artık biliyorum:
Neşe yaşla bitmez.
Ve pembe…
Pembe bana çok yakışıyor.