12 yıllık evliliğimde, eşimle birbirimize olan sevgimiz ve saygımız çevremizdeki herkese örnek gösterilirdi. 3 oğlumuzla mutlu, huzurlu bir yuvamız vardı. Eşim bana karşı her zaman nazik, dürüst ve ilgiliydi; ağzından tek bir yalan dahi duymazdım. Ancak hayatın bize hazırladığı kötü sürprizlerden habersizdim. Bir süre önce yakalandığım ciddi bir kadın hastalığı, evimizin içindeki dengeleri altüst etmeye başladı.
Tedavi sürecim ağır geçiyordu. İlaçların verdiği yorgunluk ve ağrılar nedeniyle ne yazık ki eşimi ve evimi ihmal etmek zorunda kaldım. Eskisi gibi evimle ilgilenemiyor, eşime karşı bir hayat arkadaşı olarak göstermem gereken ilgiyi gösteremiyordum. Aramızdaki mesafe, hastalığım sebebiyle her geçen gün açılıyordu. Bu zorlu süreçte hem bana hem de çocuklara destek olması için, eşinden yeni ayrılmış olan kız kardeşimi yanıma çağırdım.
Başlarda her şey yolundaydı. Kardeşim evimi toparlıyor, çocuklarımla ilgileniyor, bana büyük destek oluyordu. Fakat günler geçtikçe evdeki atmosferin değiştiğini hissetmeye başladım. Kardeşimin benimle ilgilenmekten çok, eşimle vakit geçirmeye başladığını fark ettim.
Akşamları ben ağrılarım yüzünden erkenden odama çekilip yatmak zorunda kalıyordum. Eşime “Hayatım sen de gel, yanımda ol” desem de, o salonda kalmayı tercih ediyordu. İçeriden kız kardeşimle sohbet sesleri, kahkahalar ve televizyon sesleri geliyordu. Bu durum içimi kemirmeye başladığında eşime rahatsızlığımı dile getirdim. Bana; “Saçmalıyorsun, o senin kardeşin, aklından geçenler ne kadar çirkin!” diyerek tepki gösterdi. Kendimi suçlu hissettim, “Acaba ben mi kuruntu yapıyorum?” dedim.
Taa ki dün geceye kadar… İlaçlarımı alıp erkenden uyumuştum. Gece yarısı, evin içindeki derin sessizlikte aniden uyandım. Yanıma baktığımda yatak buz gibiydi, eşim hala gelmemişti. İçime düşen o korkunç şüpheyle sessizce kalktım. Salona baktım; ne eşim vardı ne de kardeşim… Ayaklarım beni istemsizce kardeşimin odasına götürdü. Kapının önüne geldiğimde içeriden gelen fısıltıları duydum. Elim titreyerek kapı koluna gitti ve o an hayatım değişti…
Kapı kolunu yavaşça indirdim ve içeriye baktım. Gördüğüm manzara, 12 yıllık bir eşin ve bir ablanın yaşayabileceği en büyük kabustu. Eşimi ve öz kız kardeşimi, o odada, birbirlerine olmamaları gerektiği kadar yakın bir halde gördüm. O an dünya başıma yıkıldı sandım. Beni fark ettiklerinde yaşadıkları panik, yüzlerindeki o suçluluk ifadesi hafızamdan asla silinmeyecek.
Eşim bir hışımla toparlanıp “Yanlış anladın, açıklayabilirim” demeye çalıştı. Kardeşim ise olduğu yere çöküp ağlamaya başladı. Ama neyin açıklaması olabilirdi ki? Ben içeride canımla, hastalığımla uğraşırken; “kardeşim” dediğim insan ve “hayat arkadaşım” dediğim adam, benim güvenimi yerle bir etmişti. Eşimin beni “kuruntu yapıyorsun” diye susturduğu o anlar aklıma geldikçe midem bulandı.
O gece evde büyük bir yüzleşme yaşandı. Eşim, benim hastalığım ve ilgisizliğim yüzünden bir anlık boşluğa düştüklerini, şeytana uyduklarını söyleyerek kendini savunmaya çalıştı. Kardeşim ise “Abla affet” diye yalvarıyordu. Ancak ihanetin “bir anlık boşluk” diye bir bahanesi olamazdı. Hele ki bu ihanet, en yakınlarınızdan geliyorsa…
Hiç düşünmeden ikisini de o gece evden kovdum. Çocuklarım uyanmasın, bu rezilliğe şahit olmasın diye sesimi içime gömdüm ama yüreğimdeki fırtına dinmedi.
Şimdi 3 oğlumla ve hastalığımla baş başayım ama başım dik. Boşanma davasını hemen açtım ve kardeşimi de hayatımdan, geçmişimden sildim. Bu hikayeyi anlatmamın sebebi şu: Kadınlar hisseder. Eğer içinize bir şüphe düşüyorsa, asla “kuruntu yapıyorum” diye kendinizi susturmayın. Bazen en büyük darbe, hiç beklemediğiniz yerden gelir. Ben yuvamı kaybettim ama kendime olan saygımı korudum.