Kasada Yaşanan O An, Sessizce Herkesi Durdurdu
Adamın üstündeki ceket eskimişti.
Omuzları düşüktü.
Titreyen elleriyle banda yalnızca bir ekmek, bir kavanoz fıstık ezmesi ve küçük bir süt koydu.
Bu, her kuruşun hesaplandığı bir alışverişti.
Belli oluyordu.
Kasiyer kartı okuttu.
Bip.
Ekran kırmızıya döndü.
Reddedildi.
Adam kartı tekrar geçirdi.
Nefesini tuttu.
Bip.
Yine reddedildi.
Arkadan biri ofladı.
Bir kadın dilini şaklattı.
Bir adam homurdandı:
“Bazılarımızın gerçekten gidecek yeri var.”
Yaşlı adamın yüzü kızardı.
Bakışlarını tezgâha indirdi.
“İsterseniz…” dedi kısık bir sesle,
“birkaçını geri koyabilirim.”
O an, içimde bir şey koptu.
Arabamı öne sürdüm.
Cüzdanımı çıkardım.
“Hayır,” dedim sakin ama net bir sesle.
“Buna gerek yok.”
Kasiyere baktım.
“Devam edin lütfen.”
Adam bana döndü.
Gözleri dolmuştu.
“Gerek yok,” dedi.
“Gerçekten…”
“Var,” dedim.
“Bazen var.”
Kasadan çıktığında bana sadece başını salladı.
Ne dramatik bir teşekkür, ne uzun bir konuşma…
Sadece onurlu bir sessizlik.
O akşam eve döndüm.
Yemek yaptım.
Çocuklarımla konuştum.
Hayat, olması gerektiği gibi devam etti.
Ta ki…
kapım çalana kadar.
Ertesi gün, akşamüstüydü.
Kapıyı açtığımda, dün kasada duran yaşlı adamı gördüm.
Elinde küçük bir zarf vardı.
“Bunu vermem gerekiyordu,” dedi.
Zarfın içinden, titrek bir yazıyla yazılmış kısa bir not çıktı:
Teşekkür.
Ve bir adres.
O gün öğrendim ki;
bazı insanlar sessizce veda eder.
Ve bazen bir iyilik, bir insanın son isteğine dönüşür.