Sabah Namazına Her Zamanki Gibi Erkenden Gitmiştim

Bir Havluya Sarılı Kader

Etrafıma baktım, kimse yoktu. Bebek öylece bırakılmıştı. İlk düşündüğüm şey, bunu yapanın büyük bir çaresizlik içinde olduğuydu. Hemen havluyu biraz daha sardım, göğsüme bastırdım. Kalbi deli gibi atıyordu.

İmam henüz gelmemişti. Doğruca evime götürdüm. Komşum Hatice’ye koştum.
“Bir bebek buldum,” dedim.

Gözleri büyüdü ama tek kelime etmeden süt buldu, bez ayarladı. O gün hastaneye gittik, polise haber verdik. Günler geçti, kimse çıkmadı.

Bir süre sonra devlet çocuğu alacağını söyledi. O an içime büyük bir korku düştü. Yalnızdım. Eşim yıllar önce vefat etmişti, çocuğum yoktu. Ama o bebeği başkasına vermek istemedim. Zor oldu, çok zor… Ama gerekli işlemleri tamamladım.

Adını Yusuf koydum.
Çünkü bırakıldığı yer kutsaldı, kaderi ağırdı.

Yusuf büyürken mahalle de benimle birlikte yaşlandı sanki. Okula ben götürdüm, ben aldım. Akşamları dizimin dibinde sessizce oturur, televizyon izlerdi. Çok soru sormazdı ama geceleri bazen ağlayarak uyanırdı. Yanına gider, sırtını sıvazlardım.
“Buradayım,” derdim.
O da sakinleşirdi.

Yıllar geçti. Yusuf on yaşına geldi. Bir gün okuldan bembeyaz bir yüzle döndü.
“Baba,” dedi — bana hep baba derdi — “arkadaşlarım annem nerede diye sordu.”

Ne diyeceğimi bilemedim.
“Annen yok oğlum,” dedim, “ama seni seven biri var.”

Başını salladı ama gözleri doldu. O günden sonra daha içine kapandı.

Bir sonbahar günü cami avlusunda oturuyordum. Elimde tespih, aklımda düşünceler…
O sırada bir kadın geldi. Başörtülüydü, yüzü solgundu. Etrafa bakındı, sonra bana yaklaştı.

“Affedersiniz,” dedi titreyerek, “buraya yıllar önce bir bebek bırakılmıştı…”

Kalbim duracak gibi oldu.

Kadın gözlerini kaçırdı.
“Ben bıraktım,” dedi.

O an öfke mi acı mı hissettiğimi anlayamadım. Sadece “Neden?” diye sordum.
Gençmiş o zaman. Ailesi kabul etmemiş. Korkmuş. Kaçmış.
“Her gün pişman oldum,” dedi. “Uzaktan takip ettim. Onu aldığınızı biliyordum ama yaklaşamadım.”

Tam o sırada Yusuf camiden çıktı. Kadın onu görünce ağlamaya başladı.
“O benim oğlum,” dedi.

Yusuf bana baktı. Gözlerinde korku vardı. Elimi omzuna koydum.
“Dur,” dedim kadına. “Şimdi değil.”

Eve gittik. Yusuf sessizdi. Akşam yemeğini zor yedi. Sonra bana dönüp sordu:
“O kadın kimdi?”

Derin bir nefes aldım ve her şeyi anlattım. Baştan sona.
Ağladı. Çok ağladı. O gece sabaha kadar uyumadı.

Günler sonra annesiyle konuşmak istedi. Yanlarında oldum. Kadın özür diledi, ağladı. Yusuf dinledi. Affetti mi bilmiyorum ama kapıyı kapatmadı.

Şimdi arada görüşüyorlar.
Yusuf hâlâ benimle yaşıyor.
Bana hâlâ baba diyor.

Ben de her sabah caminin yolunu tutarken şunu düşünüyorum:
Bazen bir havluya sarılı kader, insanın bütün hayatını değiştiriyor.

Sayfalar: 1 2

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir