Titreyen ellerimle mektubu açtım.
“Baba,” diye başlıyordu.
“Eğer bunu okuyorsan demek ki ben artık yanında değilim…”
Gözlerim karardı.
Kayıt cihazını açtım.
Sude’nin sesi duyuldu.
“Baba… Lütfen çok ağlama. Biliyorum korkuyorsun ama ben korkmuyorum. Çünkü sen bana hep cesur olmayı öğrettin.”
Direksiyona yaslandım.
“Yollarda yalnız kalma diye ayıyı yanına alıyordun ya… Eğer bir gün ben olmazsam seni kim koruyacak diye düşündüm. O yüzden sana kendi sesimi bırakıyorum.”
Boğazım düğümlendi.
“Uzun yollarda aç dinle. Kendini yalnız hissedersen konuş benimle. Ben hep seninleyim.”
Son cümlesi şuydu:
“Lütfen yaşamaya devam et baba. En çok senin gülüşünü seviyordum.”
Kayıt bittiğinde kamyonun içi sessizdi.
Ama artık o sessizlik boş değildi.
Ayıyı yolcu koltuğuna koydum.
Kontağı çevirdim.
Asfaltın sesiyle birlikte onun sesi de yanımdaydı.
Şimdi hâlâ yollardayım.
Ve her uzun yolda gökyüzüne bakıp fısıldıyorum:
“Merak etme kızım… Direksiyondayım. Ve gülümsüyorum.”