“Eşeğin Yolculuğu: Kısa Bir Hikaye”
Köyün en yaşlılarından biri olan Halil Dede, hayatı boyunca dürüstlüğü ve vicdanıyla tanınmış bir adamdı. Çocukları ve torunları onun adaletli tutumunu örnek alarak büyümüşlerdi. Halil Dede, yıllardır çiftlik işlerinde ona büyük hizmette bulunmuş olan Karakaçan isimli eşeğiyle zamanının çoğunu geçirirdi. Karakaçan, tarlada yük taşır, odun getirir, çocukları sırtında taşırdı. Ama yıllar geçmiş, Karakaçan yaşlanmış, artık gözleri görmez olmuştu.
Bir gün büyük oğlu Hasan, babasına yaklaşıp:
– Baba, Karakaçan artık iş göremiyor. Onu daha fazla beslemek israf olmaz mı?
Halil Dede gözlerini oğluna dikti, derin bir nefes aldı ve sakin ama tok bir sesle cevap verdi:
– Evlat, unutma ki bu eşek yıllarca bizim kahrımızı çekti. Bizim ekmeğimizi kazanmamıza yardımcı oldu. Onun sırtında taşıdığı yük, bizim sırtımızdan eksildi. Şimdi yaşlandı diye onu bir kenara atamayız. Bizim ona borcumuz var.
Hasan biraz daha ısrar etti:
– Ama baba, görmüyor artık. Kendi başına dolaşamaz bile!
Halil Dede yüzünü asarak oğlunun gözlerinin içine baktı:
– Yarın ben de yaşlanıp, iş yapamaz hale geldiğimde beni de bir köşeye mi bırakacaksınız? Unutmayın ki nasıl yaşarsanız, çocuklarınız da öyle yaşar!
Küçük torunu Yusuf, bu konuşmalara kulak misafiri olmuş, küçük yaşına rağmen dedesinin söylediklerini aklına kazımıştı. Halil Dede, Karakaçan’ı ahırda en iyi şekilde bakarak, tımar ederek, ona şefkat göstererek iki yıl boyunca yaşattı. Hatta çoğu gece yanına gidip eşeğe yavaşça fısıldar, onun sırtında taşımış olduğu yükler için helallik isterdi.
İki yıl sonra Karakaçan yaşlılığa yenik düştü ve öldü. Halil Dede, oğullarıyla birlikte onu güzel bir yere gömdü. Mezarının başında durup, fısıltıyla bir dua etti:
– Hakkını helal et, Karakaçan. Senin emeğin çok, borcumuz büyük.
Bu olay, küçük Yusuf’un hafızasına kazındı. Zaman geçti, Yusuf büyüdü, okudu ve hakim oldu. Hakim olduğu ilk gün, çocukken dedesiyle gittiği o dere kenarına gidip eşeğin mezarını ziyaret etti. Orada kendi kendine şu sözü verdi:
– Dedem adaletliydi, hakkı gözetirdi. Ben de onun izinden gideceğim. Her kararımda vicdanı ve hakkaniyeti rehber edineceğim.
Yıllar geçti, Yusuf evlendi ve Poyraz adında bir oğlu oldu. Poyraz büyüdü, okula başladı. Bir gün okuldan eve geldiğinde babasına büyük bir heyecanla anlatmaya başladı:
– Baba, bugün matematik sınavı olduk! Çok güzel geçti, neredeyse hepsini yaptım! Öğretmen 15 soru sordu, 14’ünü doğru yaptım ama 15. soruda zorlandım. Yanımda oturan Elif’in kağıdına gözüm kaydı ama sonra düşündüm… Dedemin ve senin bana öğrettiğin şeyleri hatırladım. Hakkım olmayan bir şeyi almak istemedim ve bakmadım.
Yusuf oğlunun başını okşadı ve hafifçe gülümsedi. Gözleri gururla parlıyordu.
– Aferin oğlum. Unutma, dürüstlük her zaman kazandırır.
Poyraz babasının yüzüne bakarak başını salladı. Çünkü biliyordu ki dedesinden babasına, babasından da kendisine aktarılan bu değerli miras, onun yolunu aydınlatmaya devam edecekti.
Ve böylece Halil Dede’nin adalet ve vicdan üzerine kurulu mirası nesiller boyu sürecekti.
Unutmayın, çocuklarınız sizi izler. Siz ne yaparsanız, onlar da onu yapar. Vicdanı ve hakkaniyeti miras bırakın ki, dünya daha adil bir yer olsun.

Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.