Oğlum Arda’nın son birkaç aydır eve sürekli aynı kişiyi getirmesine başta hiç anlam verememiştim. Gelen kişinin adı Baran’dı. Arda onunla üniversitede tanıştığını söylemişti. İlk karşılaştığımızda son derece kibar, ölçülü ve sessiz bir gençti. Eve her gelişinde mutfakta bana yardım eder, alışveriş poşetlerini taşır, hatta bazen hiçbir şey söylemeden çayımı tazelerdi. Arda ise onun yanında bambaşka birine dönüşüyordu. Normalde odasına kapanan, benimle iki kelimeden fazla konuşmayan oğlum, Baran geldiğinde saatlerce salonda oturuyor, gülüyor, eski günlerden bahsediyordu. Ben de bundan memnundum. Çünkü Arda’nın uzun zamandır içine kapandığını biliyordum. Fakat zaman geçtikçe Baran’ın bana karşı gösterdiği ilgide tuhaf bir şey fark etmeye başladım. Bazen beni uzun uzun süzüyor, sonra sanki yakalanmış gibi gözlerini kaçırıyordu. Bir gün mutfakta yalnız kaldığımızda bana, “Siz Arda’nın her şeyini biliyor musunuz?” diye sordu. Elimdeki bardağı tezgâha bıraktım. “Bir anne oğlunun her şeyini bildiğini sanır. Ama bazen yanılır.” Baran’ın yüzündeki gülümseme kayboldu. “Ben de zaten bunu söylemeye çalışıyorum.” Ne demek istediğini sormama fırsat vermeden Arda içeri girdi. Baran bir anda sustu. O geceden sonra içimde bir huzursuzluk başladı. Arda’ya sordum. “Baran senden bir şey saklıyor mu?” Yüzü değişti. “Anne, neden böyle bir şey soruyorsun?” “Çünkü bugün bana garip bir soru sordu.” Arda bir süre sessiz kaldı. Sonra, “Onu yanlış anlamışsındır,” dedi. Ama gözlerindeki korkuyu görmüştüm. Ertesi hafta Arda ve Baran yine eve geldi. Gece yarısına doğru odama çekildim. Tam uyuyacakken salondan yüksek sesler duydum. Kapıyı açtığımda Arda’nın öfkeyle konuştuğunu işittim. “Buraya bir daha gelmeyeceksin!” Baran cevap verdi: “Artık çok geç.” Bir anda sessizlik oldu. Kapımın önünde durup dinledim. Sonra Arda’nın sesi geldi. “Annem hiçbir şey öğrenmeyecek.” Kalbim hızla çarpmaya başladı. Sabaha kadar uyuyamadım. Ertesi gün Baran tek başına geldi. Kapıyı açtığımda elinde eski bir zarf vardı… “Arda nerede?” diye sordum. “İşte.” Zarfı bana uzattı. “Bu ne?” “Annenizin yıllardır bilmediği bir şey.” O anda içimde kötü bir his oluştu. Zarfı açtığımda içinden eski fotoğraflar ve birkaç belge çıktı. Fotoğraflardan birinde yıllar önce vefat eden eşim vardı. Yanında da tanımadığım bir kadın duruyordu. Belgelerde ise eşimin yıllar önce yaptığı bir borç anlaşması vardı. Daha da kötüsü, imzalardan birinin altında benim adım bulunuyordu. “Bu imza benim değil.” Baran başını salladı. “Ben de öyle düşündüm.” “Arda biliyor muydu?” “Yıllardır biliyor.” Dizlerimin bağı çözüldü. Oğlumun benden neden bir şey sakladığını artık anlamaya çalışıyordum. Ama asıl soru şuydu: Baran bunları nereden bulmuştu? Tam o sırada kapı açıldı. Arda içeri girdi. Bizi görünce olduğu yerde kaldı. “Anne…” Elimdeki belgeleri kaldırdım. “Artık bana gerçeği anlat.” Arda’nın gözleri doldu. “Ben seni korumaya çalışıyordum.” “Yalan söyleyerek mi?” Başını öne eğdi. “Babam ölmeden önce büyük bir borcun altına girmiş. Ama borcun bir kısmı senin adına gösterilmiş. Eğer bunu öğrenirlerse evimizi kaybedebilirdik.”