O gün hastanenin kapısından içeri girdiğimde üstüm başım hâlâ iş yerindeki gibiydi.
Ellerim simsiyah, tırnaklarımın arası kömür tozuydu.
Telefon cebimde titrediğinde kötü bir şeylerin yaklaştığını anlamıştım.
Mesaj kısaydı: “Acil gelmen gerekiyor.”
Nasıl koştuğumu, hangi sokaklardan geçtiğimi hatırlamıyorum.
Tek bildiğim, ayaklarımın beni çocuk onkolojisi servisine getirdiğiydi.
Kapıda durdurdular.
“Bu hâlde giremezsiniz,” dediler.
Ben sadece şunu söyleyebildim:
“Kızım içeride.”
