Annem 65 yaşında.
Her sabah saat altıda uyanır. Sanki hâlâ bir işe gidecekmiş gibi kıyafetlerini ütüler, mutfağı toparlar. Market alışverişini, ilaç parasını, hatta otobüs ücretini bile küçük bir deftere tek tek yazar. Hayatını sessiz, düzenli ve kimseye yük olmadan yaşamaya çalışır.
Bu yüzden komşumuz Meral, üç yaşındaki kızına haftada birkaç öğleden sonra bakmasını istediğinde annem önce tereddüt etti. Gücü yerindeydi ama yaşının farkındaydı. Yine de kabul etti; tek bir şartla.
“Çok bir şey istemiyorum,” dedi.
“Sadece makul bir ücret.”
Meral, günlük 80 dolar ödemeyi kabul etti. Nakit olacaktı. Evrak yoktu, sözleşme yoktu. “Sorun olmaz,” dedi.
İlk hafta sorunsuz geçti. Annem erken gitti, evden kendi hazırladığı atıştırmalıkları götürdü. Çıkmadan önce oyuncakları topladı, mutfağı bile düzenledi. Cuma günü Meral parasını eksiksiz verdi.
İkinci hafta ise küçük bir cümle kurdu:
“Gelecek hafta öderim, maaşım gecikti.”
Annem başını salladı. Güvendi.
Üçüncü hafta da aynı cümle tekrarlandı.
Dördüncü haftaya gelindiğinde ise annem hâlâ tek bir kuruş almamıştı.
Sonunda konuyu yeniden açtı. Kibarca, sessizce, neredeyse özür dileyerek…
