Ailem yok. Arabam yok. Ama bu motosikletli adam beni dört yıldır haftada üç kez diyalize götürüyor. Murat, 58 yaşında; sade kahveyi, tarihi romanları seven, hastane gece vardiyesinde temizlik görevlisi olarak çalışan bir adamdı. Sabah seanslarına yetişebilmek için gecelerini orada geçiriyor, şiddetli kar fırtınasında bile tek seansımı bir kere bile aksatmadı.
Ailem, zamanla yok oldu: kızım iki kez geldi, sonra hayat meşguliyeti ve uzaklık bahaneleriyle kesildi; oğlum bir kez gelip gitti. Ama Murat hep geldi. İlk başlarda neden benimle ilgilendiğini anlamadım; üç haftanın sonunda sordum: “Niye buradasın?” Cevabı sadeydi: “Arkadaşlık etmek için.”
Zamanla Murat’ın küçük ritüelleri hayatıma yerleşti: diyetime uygun küçük atıştırmalıklar, yüksek sesle okumalar, iskambil oyunları ve en önemlisi makineler arasında verilen elle tutuşmalar. Bir gün kendisiyle ilgili gerçeği öğrendim: Eskiden nakil koordinatörüydü; eşini Asuman’ı kaybetmiş, onun vasiyetini tutmak için hayatını değiştirmişti. Asuman’ın ameliyat günü yaşadığı acı ve son sözleri — “Benden sonra birinin elini bırakma” — Murat’ı yola çıkarmıştı.
Bir dönüm noktasında Murat söyledi: “Ben uyumlu donörüm.” Uzun testler, riskler ve ameliyatlar sonrası nakil gerçekleşti. Uyandığımda ilk gördüğüm Murat’ın camın öte yanındaki eliydi. İyileşme sürecinde, Murat’ın aynı sadakati devam etti; hastaneden taburcu olurken bana uzattığı kaskla hayatın yeni bir sayfasına birlikte çıktık. Bu hikâye, yalnızlıktan kurulan bir ailenin, bir söz ve fedakârlıkla nasıl yaşama dönüştüğünün hikâyesidir.
