Babası küçük yaşta evi terk etti; annesi onu “yatırım” gibi yetiştirmiş, sevgi değil beklentiyle örülmüş bir çocukluk bırakmıştı. Yirmili yaşlarının sonlarında, oğlu Serkan’ı tek başına büyüten Ayşe ile evlenmeyi seçtiğinde annesi sertçe karşı çıkmış: “Onunla evlenirsen hayatını mahvedersin.” Oysa onlar küçük, sade ama sıcak bir yuva kurdular; Ayşe’nin şefkati ve Serkan’ın ilk “baba” demesi hayatın en gerçekçi mutluluğunu getirdi.
Üç yıl sessizlikten sonra annesi kapılarını çaldı; kusursuz giyimli, yargı dolu eski benliğini taşımaktaydı. Evde dolaşırken, annesinin beklediği “sefaleti” bulamaması şaşkınlık yarattı. Ona hazırlanan kurabiyeler, duvardaki Kerem’in çizdiği aile tablosu, evin sıcaklığı; bunlar annesinin tahmin etmediği şeylerdi. Anne önce küçümsedi, sonra Kerem’in bir lego parçasını uzatışıyla çöktü: “Oğlum ‘baba’ dediğinde anladım” dedi; kendi yalnızlığını ve yaptığı hatayı itiraf etti.
Bu sayfa, çatışmanın başlamasını ve annesinin ilk sarsılışını özetler. İkinci sayfada yüzleşme, annesinin itirafı, Ayşe’nin sakinliği ve ailenin yavaşça onarılması ayrıntılı olarak anlatılacaktır.
