1877’nin dondurucu bir Ocak gecesi, Toroslar’da Yörük Turgay, handan takas edilmiş geyik postları ve köklerle döndüğü yolda, dikenli telle bir kavaca bağlanmış, yarı donmuş bir kadın — Aysel — ve yanındaki üç yenidoğan kız bebeği bulur. Kocasının yalnızca erkek varis arayışı yüzünden, Aysel ile bebekleri kış ortasında ölüme terk edilmiştir.
Turgay, tereddüt etmeden telleri keser, Aysel’i ve Elif, Gül, Yasemin adlı bebekleri sıcak kulübesine taşır. Ateşi yakmak, yaraları temizlemek ve süt vermek… Küçük harekât, büyük bir merhametin ilk adımı olur. Aysel’in anlattıkları; genç yaşta zorla Meto Ağa ile evliliği, art arda gelen kız doğumları ve kocanın giderek yükselen öfkesi, bu terk oluşun nedenlerini gözler önüne serer.
Dağın bilge kadını Nine ve Turgay’ın hazırlıklarıyla kulübe savunmaya alınır. “İnsan mal olmaz,” diyen Turgay, Meto Ağa’nın adamlarıyla yüzleşir. Bu ilk sayfa, kurtarılışın duygusal özünü ve kaderi sorgulayan kısa bir özet sunar. İkinci sayfada kapıya dayanışma, çatışma ve sonuçlar ayrıntılı olarak anlatılacaktır.
