
Öğle güneşinin yakıcı sıcağı Şikago’nun kalabalık caddesinin üzerine vuruyordu. İnsanlar hızlı adımlarla geçip gidiyor, gözleri telefonlarına kilitlenmiş, bakkalın merdivenlerinde oturan minik kızı fark edecek kadar bile vakit ayırmıyorlardı. Üstündeki elbiseler yıpranmıştı, saçları dolaşıktı ve ince kollarında eski bir battaniyeye sarılmış bir bebek tutuyordu. Bebeğin boğuk ağlaması, şehrin gürültüsüyle karışıyor — ama kimse duymuyordu.
— Lütfen beyefendi, diye fısıldadı kızcağız, pahalı bir takım elbise giymiş bir adam yanından geçerken. Büyüyünce paranızı geri veririm. Sadece kardeşim için küçük bir kutu süte ihtiyacım var. Çok aç.
Adam durdu. Adı Tamer Reid’di — kendi emlak imparatorluğunu kurmuş, soğuk ve hesapçı tavrıyla tanınan bir milyonerdı. Onun hakkında sık sık, yardımseverlikten hiç hoşlanmadığı, tek ilgilendiğinin para, iş ve güç olduğu söylenirdi.
Kalabalığın arasında fark edilmeyen bu küçük kızın sözleri, o gün caddeden geçen herkesi durdurdu.
Zengin adamın verdiği cevap ise, kimsenin beklemediği bir etki yarattı.