
Kocam sık sık iş gezilerine giderdi. Haftalarca ortadan kaybolur, bazen beni bile uyarmadan. Ev ağır, boğucu bir sessizlikle dolardı ve zihnimde sürekli onun katı kuralları yankılanırdı. Bunlardan biri — asla tamirci çağırmamak, özellikle klima için, ve kendim tamir etmeye kalkmamak. Ne sorarsam sorayım, hep aynı cevabı verirdi: “Dokunma. Ben tamir ederim.”
Viktor tekrar ayrıldığında ve gümüş SUV’si köşeyi döndüğünde, ilk kez bir rahatlama hissettim.
Ama birden klima ciyakladı, gümbürdedi ve tamamen kapandı. O hafta beşinci kez. Kocam sürekli tamir ediyor, ama sürekli bozuluyordu.
Oda birden bunaltıcı bir sıcaklığa büründü. Çocuklar yerde yatıyordu — halsiz, uyuklar, yüzleri parıldıyordu.
Viktor’u aradım. Hemen açmadı. Arka planda sesler duyuyordum, bir kadının kahkahası… ve bir çocuğun sesi.
“Klima yine bozuldu, tamirci çağıracağım, sen bilmiyorsun nasıl tamir edileceğini,” dedim.
“Sakın ha!” diye sertçe bağırdı. “Tamirci yok. Kimse eve girmeyecek. Dedim ya!”
Telefon birden kesildi, sanki kasıtlıymış gibi.
Bir dakika hareketsiz kaldım, sonra yine de uygulamayı açtım ve bir tamirciyi eve çağırdım. Bir saat sonra, alet çantasıyla bir adam kapıyı çaldı..