Ninem vefat ettiğinde vasiyet açıklandı ve hiçbirimize miras bırakmadığı söylendi. Yıllarca onunla ilgilenmiş olan ben bile bu gerçeği kabullenmekte zorlandım. Ev kısa sürede, en ufak eşyalar için bile kavga edilen bir yere dönüştü. Hak iddiaları, suçlamalar, kırılan kalpler… Aile bağlarımız neredeyse kopma noktasına geldi.
Bu gerginlikten bunaldığım bir anda, kendimi evin arka bahçesine attım. Ninemin yıllardır yanından ayırmadığı kedisi Şirin, sallanan sandalyenin yanında sessizce oturuyordu. Hâlâ bekliyordu. O an boğazım düğümlendi. Ninemin bize hiçbir şey bırakmamış olması canımı yakıyordu ama bu kedinin sadakati, her şeyden daha ağır gelmişti.
Bir süre bahçede durup Şirin’i izledim. Sadece bana bakmıyordu… sanki bir şeyin olmasını bekliyordu. O an karar verdim. Onu orada bırakmayacaktım. Kediyi kucağıma aldım ve eve doğru yürüdüm.
Eve girdiğimde tartışmalar hâlâ sürüyordu. Kimseye aldırmadan odama geçtim. O akşam, kedinin tasmasını düzeltirken garip bir şey hissettim. Şirin’in bakışları bir anda sertleşti. Tam o sırada tasmanın ipini ters çevirdim ve… gördüğüm şey nefesimi kesti.
