75 yaşındaki yalnız dedenin dünyası, üç yıl önce kaybettiği kızı Gülay ile dolu anılardan ibaretti. Oğlunun şehir dışında olması ve evin sessizliği, her günü aynı boşlukta geçiriyordu. Bir gün pazarda, battaniyeye sarılı bebeğiyle oturan genç bir kadın gördü — o bakışlar dedenin Gülay’ını hatırlattı ve içindeki merhamet uyandı.
Genç kadını Jülide adında evine almasıyla hayatı değişti: kadın iş buldu, ev yeniden kahkahalarla, bebek sesiyle doldu. Ancak mutluluk kısa sürmedi. Bir öğleden sonra erken eve döndüğünde yatak odasında ağlayan Jülide’yi buldu; genç kadının elindeki eski fotoğraf ve itiraf, dedenin dünyasını altüst etti. “Çünkü Gülay benim ablamdı,” dedi Jülide. Ve ardından gelen cümle ağızda düğümlendi: “Adem… onun oğlu.”
Bu sayfa olayın duygusal özünü verir: bir yabancının evine girmesiyle başlayan sıcaklık ve sonrasında ortaya çıkan saklı bağ — keder, şok ve ardından doğan umut. İkinci sayfada Jülide’nin geçmişi, Gülay’la ilişkisi, neden saklandığı ve yaşlı adam ile aralarında geçen samimi yüzleşme ayrıntılı şekilde aktarılacaktır.
