Yol Arkadaşı

Bir süre sonra, Ömer biraz daha kişisel sorular sormaya başladı. “Şevket abi, siz çok iyi bir çiftsiniz. Belli oluyor. Eşinle ilişkiniz nasıl?” diye sordu. Bu soruyla biraz rahatsız oldum, ama açıkça göstermemeye çalışarak, “İyiyiz, hamdolsun,” dedim. O ise sanki daha fazlasını öğrenmek istiyormuş gibi gözlerimin içine bakarak gülümsüyordu.
Sohbet böyle devam ederken birkaç saat geçmişti. Yol giderek uzuyor, benimse göz kapaklarım ağırlaşmaya başlıyordu. “Ben biraz uyuyacağım,” dedim. Tırı güvenli bir mola yerine çektim. “İstersen sen de önde oturup uyuyabilirsin,” dedim. Ancak Ömer, beklemediğim bir şey söyledi:
“Abi, ben önde yalnız başıma korkarım. Arkada yatak var ya, orada uyuyabilir miyim?”
Bu söz beni biraz şaşırttı, ama önemsemedim. “Tamam,” dedim, “arkada yer var, ama düzgünce uyu, ben kalkınca tekrar yola çıkacağız.” Ömer, arka tarafa geçerken ben de koltuğu arkaya yatırıp uyumaya çalıştım.
Gözlerimi kapattığımda, zihnimde tuhaf düşünceler dolaşıyordu. Ömer’in soruları ve garip tavırları beni rahatsız etmişti. Ancak yorgunluk ağır bastı ve kısa süre sonra uyuyakaldım.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum, ama birden garip bir hisle uyandım. Arkadan hafif bir hışırtı sesi geliyordu. Başımı çevirip bakmak istemedim, çünkü içimde garip bir huzursuzluk büyüyordu. “Ömer, uyuyor musun?” diye seslendim. Birkaç saniyelik sessizlikten sonra, “Uyuyorum abi,” diye cevap verdi. Ama sesi garip bir şekilde titriyordu.
Bu cevap beni tatmin etmedi. Arka tarafa dönüp baktığımda, Ömer’in yatağın kenarında oturduğunu ve elinde telefonunu tuttuğunu gördüm. Telefon ekranının ışığı yüzünü aydınlatıyordu. “Ne yapıyorsun orada?” diye sordum. Ömer, hızlıca telefonu saklayarak, “Hiç, abi… Sadece biraz sıkıldım da,” dedi.
O an içimde bir şeyler kıpırdadı. Ömer’in tuhaf hareketleri, sanki bir şey sakladığını gösteriyordu. Ama üzerine gitmemeye karar verdim. “Hadi uyu, sabah yola devam edeceğiz,” dedim ve tekrar gözlerimi kapattım. Ancak bir türlü uyuyamıyordum.
Bir süre sonra, Ömer’in fısıldayarak bir şeyler söylediğini duydum. Kulak kesildiğimde, telefonla birine mesaj yazıyormuş gibi konuştuğunu fark ettim. Ama kiminle konuşuyordu? Daha da önemlisi, bu kadar gizli saklı ne yapıyordu?
Sabah olduğunda, sessizlik içinde yola çıktık. Ömer, önceki geceye göre daha sessizdi. Neşesini kaybetmiş gibiydi, sanki yaptığı bir şeyden dolayı pişmanlık duyuyordu. Yol boyunca birkaç kez konuşmaya çalıştıysa da, ben kısa cevaplarla geçiştirdim.
Yozgat’a vardığımızda, onu ailesinin evine bıraktım. Ancak kafamda hâlâ o geceye dair sorular vardı. Eşimle ilgili özel sorular sorması, o garip gülümsemeleri, telefondaki gizemli konuşmaları… Bütün bunlar içimi kemiriyordu.
Eve döndüğümde, eşime Ömer’in gece boyunca garip davrandığını ve beni huzursuz ettiğini anlattım. Eşim, yüzünde endişeli bir ifadeyle beni dinledi. “Ben de onun son zamanlarda garip davrandığını fark ettim,” dedi. “Ama bu kadar ileri gittiğini tahmin edemezdim.”
Bu konuşmadan sonra, Ömer’i arayıp onunla yüzleşmeye karar verdim. Telefonu açtığında, sesinde bir tedirginlik vardı. “Abi, bir şey mi oldu?” diye sordu. Ona açıkça, “O gece ne yaptığını ve ne sakladığını bilmek istiyorum,” dedim.
Ömer, bir süre sessiz kaldıktan sonra, “Abi, her şeyi anlatacağım,” dedi. Sesi titriyordu. “Ama bunu telefonda konuşamayız. Yüzyüze görüşmemiz lazım.”
Bu sözlerle, hikaye bir dönüm noktasına gelmişti. Ömer’in gizemli tavırlarının ardındaki gerçek neydi? Eşimle ilgili söylediği sözler ve gece boyunca yaptığı garip hareketler, aramızdaki dostluğu sonsuza dek değiştirecek bir sırrın habercisi olabilir miydi?
Bu soruların cevabını bulmak için Ömer’le bir kez daha görüşmek zorundaydım. Ama içimde hissettiğim korku, bu sırrın düşündüğümden çok daha büyük olabileceğini söylüyordu…
Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.