Böyle Birşey İstemedim

Elif’in annesi, yıllar önce bu gölde kaybolmuştu ve ondan geriye yalnızca bir gerdanlık kalmıştı. Gerdanlık, mavi taşlarla süslenmiş, gölün kendisi kadar büyüleyiciydi. Annesinin yok oluşu hakkında kimse bir şey bilmiyor, herkes bu olayı sessizce unutmayı tercih ediyordu. Ama Elif, bu sırrı çözmek için yıllardır sabırsızlanıyordu.
Bir gün göl kenarında otururken gerdanlığı eline aldı. Güneş ışıkları gerdanlıkta parlıyor, taşların içindeki ince desenler belirmeye başlıyordu. Elif dikkatlice baktığında, desenlerin aslında bir harita olduğunu fark etti. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Harita, gölün derinliklerinde bir noktayı işaret ediyordu.
Gece olunca, Elif elinde harita ile göl kenarına geri döndü. Yanına sadece bir fener ve dalış maskesi almıştı. Korkuyordu, ama annesinin sırrını çözme arzusu onu cesaretlendiriyordu. Göle girdiği an, suyun soğukluğu vücudunu titretti. İşaret edilen yere doğru yüzmeye başladı.
Gölün derinliklerine indikçe, bir ışık huzmesi dikkatini çekti. Işık, yosunlarla kaplı eski bir kapının arasından sızıyordu. Elif kapıyı araladığında karşısına çıkan manzara nefesini kesti. İçeride, bir zamanlar yaşamış bir halkın eserleriyle dolu, suyun altında parlayan bir şehir vardı. Şehir, bir masaldan fırlamış gibiydi; sütunlar, mozaikler ve altın işlemeli heykellerle bezeli büyüleyici bir yerdi.
Ama en dikkat çekici olan şey, şehrin ortasında duran devasa bir taş tabletti. Tabletin üzerinde, “Gerçeği bulduğunda, ruhlar huzura kavuşacak” yazıyordu. Elif, annesinin bu şehirle olan bağlantısını ve neden kaybolduğunu anlamaya bir adım daha yaklaşmıştı.
O gece, Elif için sadece bir başlangıçtı. Gölün sırrı çözülmeyi bekliyor, unutulmuş hikayeler suyun derinliklerinden gün yüzüne çıkmayı arzuluyordu. Ama her keşif, yeni bir sırra gebeydi.
Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.