Doğum servisinde her şey sakindi. Henüz bir günlük olan bebek, küçük beşiğinde huzurla uyuyordu. Anne zor geçen doğumun ardından odasında dinleniyor, baba ise koridorda bir hemşireyle bazı evrakları konuşuyordu. Koridorlarda alışıldık hastane sessizliği vardı.
O sırada kimsenin fark etmediği küçük bir hareket oldu.
Altı yaşındaki çocuk sessizce odaya girdi. Etrafına baktı, kimsenin onu izlemediğinden emin oldu ve beşiğe yaklaştı. Annesinin öğrettiği gibi başını destekleyerek kız kardeşini dikkatlice kucağına aldı. Hareketleri şaşırtıcı derecede bilinçliydi.
Kapıya yöneldiğinde bir hemşire onu fark etti.
“Hey! Ne yapıyorsun sen?” diye bağırdı.
Ama çocuk durmadı. Yeni doğan kız kardeşini göğsüne bastırarak koridorda koşmaya başladı. Hemşire peşinden koştu, güvenliğe haber verildi. Baba sesleri duyunca panikle arkalarından fırladı.
Alarm sesleri yükseldi.
“Yeni doğan bebek var!”
“Çabuk durdurun!”
Çocuk hastanenin dış kapısından çıkıp kışın ortasında, karlı zeminde koşmaya devam etti. Bebek pembe battaniyesinin içinde hâlâ uyuyordu.
Birkaç dakika sonra yakalandılar. Baba korkudan titriyordu. Anne ise içeride ne olduğunu bile bilmiyordu.
Ve tam o anda, herkes çocuğun neden bunu yaptığını öğrendi.
