Bir Uyarı, Bir Hayatı Değiştirdi
Yaşlı adam, Zeynep’in uzattığı poşeti almadı. Elini hafifçe Zeynep’in bileğine koydu. Zeynep irkildi ama adamın sesi titriyordu. Korku vardı içinde.
“Güzel kızım,” dedi kısık bir sesle.
“Bunca zamandır karnımı sen doyurdun. Şimdi beni dinle. Bu akşam eve her zamanki o karanlık yoldan gitme. Çarşı içinden dolaş. Kalabalık olsun. Hemen şimdi.”
Zeynep şaşkınlıkla yüzüne baktı. Şaka yaptığını sandı. Ama adamın gözlerinde ne alkol ne de tuhaflık vardı. Sadece gerçek bir endişe.
İtiraz etmedi. Başını salladı. Arkasını döndü ve söyleneni yaptı. O gece yolu uzattı. Işıklı caddelerden yürüdü. Eve vardığında içindeki huzursuzluk dinmedi ama güvendeydi.
Ertesi sabah hastane bahçesinde tekrar karşılaştılar.
“Dün neden böyle söyledin?” diye sordu Zeynep.
Yaşlı adam etrafına baktı. Kimsenin olmadığından emin olunca sesini iyice kıstı.
“Çünkü seni izliyorlardı,” dedi.
“Dün değil… bir süredir.”
Zeynep’in içi ürperdi.
Yaşlı adam, karanlık sokağı işaret etti. “Üç kişiydiler. Seni konuşuyorlardı. Yalnız yaşadığını, geç çıktığını… Beni orada uyuyor sandılar. Her şeyi duydum.”
Zeynep’in son zamanlarda hissettiği o açıklayamadığı huzursuzluklar bir anda anlam kazandı. Arkasından gelen adımlar sandığı sesler, dönüp baktığında gördüğü belirsiz gölgeler…
“Gece yarısına kadar beklediler,” dedi adam.
“Gelmediğini anlayınca gittiler. Yolunu değiştirdin ama aslında… hayatını kurtardın.”
Zeynep bir süre konuşamadı. Boğazı düğümlenmişti. O ana kadar sadece iyilik yaptığını sanmıştı. Meğer biri de onu uzaktan koruyormuş.
O günden sonra Zeynep hâlâ yardım etmeye devam etti.
Ama artık şunu biliyordu:
Bazen hayatta kalmamız,
kimsenin fark etmediği bir insanın cesaretine bağlı olabiliyordu.