Komşuluk Hakkı ve Bir Çuval Unun Hikâyesi


Bir akşam, sokaktan gelen çocuk sesleri içimi burktu. Pencereden dışarı bakınca, komşumun çocuklarının avluda oynamaya çalıştığını gördüm. Ama hareketlerinde bir halsizlik, bir ağırlık vardı. Daha yakından bakınca onların aç olduklarını anladım. Kalbim sıkıştı, içeri döndüm ve eşime durumu anlattım.

“Komşunun durumu kötüye gitmiş. Hiç unu kalmamış,” dedim. “Beş çocukları var, aç kalmışlar. Bizim unumuz fazla, bir çuvalını verelim. Allah rızası için bir yardım edelim!”

Eşim o an sert bir ifadeyle yüzüme baktı. Sesinde alışık olduğum cimri bir tını vardı:
“Benim de beş çocuğum var. Ne malum, bu yıl buğday alabileceğimiz? Verirsek, biz ne yaparız? Hayır, kusura bakma, unu vermem.”

Sözleri bir bıçak gibi yüreğime saplandı. Komşuluğun, insanlığın, yardımlaşmanın bu kadar kolay göz ardı edilebilmesine şaşıyordum. Ama ne desem fayda etmezdi, onu ikna edemeyeceğimi biliyordum. Kendi kendime, ‘Peki ya şimdi ne yapacağım?’ diye düşünmeye başladım.

Bir Çare Arayışı

Param olsaydı, “Al şu parayı, git çocukların için un al!” derdim. Ama elimde bir kuruş yoktu. Bir çuval unu gizlice vermeyi düşündüm, ama eşim durumu fark ederdi. O gece gözlerimi kırpmadan düşündüm, bir çözüm yolu bulmalıydım.
Sabah oldu. Komşuyu evden aldım, “Kahveye gidelim, biraz soluklanırız,” dedim. Kahveye varınca, aklıma gelen bir planı uygulamaya karar verdim. Komşumu çay içerken bir köşeye çekildim ve kahvedekilere durumu anlatmaya başladım.

Küçük Yardımlar, Büyük Gönüller

Kahvedeki adamlar beni dinledikçe sessizleşti. Ortamda bir hüzün havası oluşmuştu. Birkaç kişi yanıma yaklaştı. Kimisi cebindeki bozuk paraları verdi, kimisi küçük bir torba buğday getireceğini söyledi. “Benim ambarımda biraz un var, ondan göndereyim,” diyen bile oldu.

Komşumun haberi olmadan bu yardımları topladım. Günün sonunda, ona bir çuval unu ve birkaç erzak dolu torbayı gizlice ulaştırdım. Komşumun gözleri dolmuştu, ama bunu kimin yaptığını anlamadı. Ben de bir şey söylemedim.

Eşimi İkna Etmek

Bu iyiliği yaptıktan sonra içim rahatlamıştı, ama eşimin kalbindeki cimriliği nasıl yeneceğimi düşünüyordum. Ertesi gün sofrada otururken çocuklarımızı işaret ettim.

“Bak,” dedim, “bizim çocuklarımız karnını doyurmuş, neşeli. Ama komşunun çocukları açtı, perişandı. Bir gün bizim de dara düşmeyeceğimizin garantisi var mı? Komşuluk hakkını korumazsak, bir gün dara düştüğümüzde yardım elimizi tutacak kimseyi bulamayabiliriz.”
Sözlerim eşimin kalbine ulaşmış olacak ki, bakışlarında bir yumuşama fark ettim. Başını eğdi ve sessizce, “Haklısın,” dedi.

Komşuluk, Bir Çuval Un Değil

O gün bir çuval un ile başlayan hikâye, benim ve ailem için önemli bir ders oldu. Yardımlaşmanın, paylaşmanın, komşuluk hakkını gözetmenin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anladım. İnsanlık, bazen küçücük bir iyilikle kurtulur. Ve o küçücük iyilik, dalga dalga büyür, herkesin hayatına dokunur.

Unutmayalım: Komşuluk, bir çuval undan fazlasıdır. Komşuluk, kalpten kopan bir dua, uzatılan bir el, paylaşılan bir lokmadır.





Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.