Mektup adımla başlıyordu. Resmi bir dil vardı ama satırlar içimi altüst etmeye yetti:
“Toplum içinde nadiren görülen bir vicdan örneği sergilediniz.”
Kalbim hızlandı. Çocuklarım hâlâ çadırda uyuyordu. Bir hata mı yapmıştım? Görevliye tekrar sordum.
“Emin misiniz?”
“Evet,” dedi. “Doğru kişisiniz. Lütfen mektubu sonuna kadar okuyun.”
Bir adres ve saat yazıyordu. “Bugün 14.00.”
“Size eşlik etmemiz gerekiyor,” dedi.
“Çocuklarım?” diye sordum hemen.
“Onlar için de düzenleme yapıldı.”
Ciplere bindik. Şehirden uzaklaştıkça beton yerini ağaçlara bıraktı. İçimde korku ve umut birbirine karışmıştı. Varış noktasında gözlerime inanamadım: Güvenlikli, büyük bir arazi… Hayatım boyunca sadece filmlerde gördüğüm türden.
Bir süre sonra kapı açıldı. İçeri yaşlı bir adam girdi.
Benzin istasyonundaki adamdı.
Ama bu kez eski montu yoktu. Şık bir takım elbise giymişti.
“Evet,” dedi sakin bir sesle. “O günkü adam bendim.”
“Paranız yoktu…” diyebildim.
Gülümsedi.
“Bazen insanların gerçek yüzünü görmek için bir maske gerekir.”
Bana bir dosya uzattı. İçinde ev fotoğrafları, okul kayıtları ve bir banka sözleşmesi vardı.
“Bu nedir?” diye fısıldadım.
“Yeni bir başlangıç,” dedi. “Sizin ve çocuklarınız için.”
“Neden ben?”
Gözlerimin içine baktı:
“Çünkü yoklukta bile insan kalmayı seçtiniz.”
O anda çocuklarım içeri koştu. Gülüyorlardı. Ellerinde oyuncaklar vardı.
İşte o an anladım…
Bu sadece bir yardım değil, hayatımızın yönünü değiştiren bir sınavın sonucuydu.